Umre Nedir? - UMRE HAC Organizasyonları - Akabe Turizm
 » HAC-UMRE BİLGİLERİ » Umre Nedir?
  • Mânâ itibariyle ziyaret etmek demek olan umre, Hanefi fıkhında kitap ve sünnetle sabit bir sünnettir. Yani bizzat Resulullâh’ın hayatında 4 defa yer bulmuş muhteşem bir ibadettir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz : “haccı ve umreyi Allah için tam olarak yapın …” buyurarak umreyi tam ve eksiksiz yapmamızı istemektedir.
    Hatalarımızla, kusurlarımızla şu fani dünya yürüyüşünde zaman zaman inişler ve çıkışlar yaşamamız çok doğal bir durumdur. Bunu bizzat Rabbimizin bizden ’sık sık tevbe etmemizi istemesi’nden de anlayabiliriz. Yanlış yapacağımızı biliyor ki Rabbimiz, her günahkarı tehdit ettiği o elem verici azab haberlerinin ardından ‘ancak tevbe edenler müstesna’ buyurarak bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu muhteşem ibadetle aslımıza doğru bir yürüyüşe çağrıyor.
  • Umre bir yolculuktur aynı zamanda. Ama bazı yolculuklar insanı farklı çevrelere götürmekle kalmaz. Gidilen yerle bulunulan yer arasında bir mukayese yapmasını da insanın, daha iyi olanı tercih etmesi için ayne’l yakin bir eğitim vasıtası olur.
  • İşte sözün tam da burasında umrenin ne gibi bir yürüyüş ve eğitim vasıtası olduğuna temas etmekte fayda olur zannederim. Umre, mübarek yerleri ziyaret ederek eğitilmektir. Başta Kâbe olmak üzere yeryüzünün en kutsal topraklarına doğru bir soylu yürüyüşün adıdır. Bu ziyaret tâ Hz. İbrahim’den (a.s) beri devam eden bir ziyarettir. Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail’le birlikte Kâbe’yi tamamladıklarında Mevlamız “Ey İbrahim, insanları bu evi ziyaret için çağır’ buyurmuştu. Hz. İbrahim (a.s.) de: “Yâ Rab, bu çölün ortasına kim gelir, hem benim sesimi bu ıssız yerlerde kim duyar” demişti. Rabbimiz de: “Ey İbrahim, sana düşen insanları buraya davet etmek; senin sesini ve davetini insanlara duyurmak bizim işimiz, fevç, fevç insanların burayı ziyarete geldiklerini göreceksin” buyuruyordu. İşte bugün müminlerin akın akın o mübarek beldeye yaptığı yürüyüş, İbrahim (a.s.) den gelen sese “lebbeyk” diyerek asırların ardından ses vermektir.
  • Adeta “Buyur Yâ Rabbi, işte buradayım, senin emrine geldim, bazı ayetlere şahit ve bazı sembollerin mânâsını yerinde bizzat görmeye geldim”, demektir. Umre, tavaf ve say’in ardından tıraş olarak tamamlanan bir ibadettir. Ama tüm sembollerin yüklendiği manalar ve mesajlar vardır. Esas olan da zaten her müminin bu sır örtüsünün gizlediği manaya yönelmesidir. Zira hem hacc hem de umre ibadetinde ziyaret edilen her yer bir mânâ denizidir.
  • Tavaf neyi anlatır?…
    Tavaf; insanın içine doğru, kendi özüne doğru gerçekleştirdiği soylu bir yürüyüştür. Hayat insanı çok çeşitli meşgalelerle savurur durur ve çoğu zaman insan bir bakar ki hayatın anlam ve gayesinin çok uzağına düşmüş olduğunu görür. İşte umre bizleri tam da bu anlam boşluğunda tavafla yeniden kendimize, özümüze dönmemizi sağlar. Tavafın her şavtında müslüman kainatın merkezi olan Kâbe’deki o muazzam ahenge katılarak İslâm ümmetinin bir ferdi olmanın muhteşem hazzını tüm hücrelerinde hisseder. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz “Hacer-ül Esved Cenab-ı Hakk’ın eli gibidir” buyurarak bizleri tavafın her şavtında onu selamlamamızı tavsiye eder. Bu tavsiye bizim için Rabbimizle olan sözleşmemizi her şavtta yenilediğimiz şuurunu aşılar. Her tavaf kulun Allah aşkıyla sonsuza kadar sadakatle yürüyüşe hazır ve razı olduğunun en berrak ve net resmidir.Tavaf alanının bir daire şeklinde oluşu da zaten bu ibadetin sonsuzluğu ifade ettiğini göstermiyor mu?
  • Seven sevdiğine sadakat gösterir ve göstermelidir. İşte kulun başı önünde büyük bir tevazu ve edeble “sana geldim Allahım, işte buradayım” dercesine yavaş yavaş ve emin adımlarla seyri sadakatidir. Tavafın ilk üç şavtında sağ omzumuz açık olarak yürümemiz gücümüzü yitirmediğimizin, her şeye rağmen, bütün günahlarımıza rağmen bitmediğimizin, yılmadığımızın, yıkılmadığımızın tüm kainata açık bir ilanıdır. Erkeklerin ilk üç şavtı omzu açık olarak tavaf etmeleri Medine’ye hicretten sonra Mekkelilerin müslümanları ilk görüşleri olduğu için güçlü, kuvvetli olduklarını göstermeleri açısından büyük önem taşıyordu. Sen de günahlara karşı güçlü olduğunu göstermek için bu tavafı fırsat bileceksin ve o ruhla yürüyeceksin İbrahim’in yurdunda.
  • Tavaf Hz. İsmail’in yürüdüğü yerde yürümektir. Yani İsmail’in rolüne soyunmaktır. Peki o zaman Hz. İsmail neyi sembolize eder. Hafızamızı tazelemek gerekirse ömrünün son demlerine gelmiş Hz. İbrahim eşi Sare annemizin rızası ve isteğiyle kölesi Hacer annemizle evlenmiş ve o evlilikten Resulullah’ın da atası olan Hz. İsmail dünyaya gelmiştir. Çocuk doğunca evde bir huzursuzluk meydana geldi. Hz İbrahim (a.s.) Mevla’nın murad-ı İlahiyyesiyle Hz.Hacer ve Hz.İsmail’i Mekke’ye getirmiş ve Kâbe’nin bulunduğu yere bırakıp Mısır’a geri dönmüştü.
  • Hz. Hacer ısrarla “bu iki kaya arasında çölün ortasında biz ne yaparız” diye sitem etti. Sonra “Ey İbrahim yoksa bunu sana Rabbin mi emretti” dedi. Hz. İbrahim de: ” Ey benim fedakâr ve çilekeş eşim eğer Rabbim istemeseydi bir peygamber olarak ben seni ve yıllardır hasretini çektiğim şu el kadar et parçası yavrum İsmail’imi şu çölün ortasına hiç bırakır mıydım?” O zaman Hz. Hacer, o fedakâr kadın “Ey İbrahim, ardına bile bakma beni Rabbimin emrine sabreden ve itaat eden olarak bulacaksın” diyordu. İşte o daha yaşına basmamış İsmail’in kundağıyla bırakıldığı yer senin tavaf ettiğin yerdir. İsmail kadar fedakâr olmayı yeryüzünde tek orijinal mekân olan yerde, Kâbe’de sen de öğreneceksin. Yeryüzünü yalnızlığının ve sahipsiz kalmışlığının yanına Rabbini davet eden çocuksu çığlıklarının sonunda ödül olarak zemzem suyunu Rabbinden alan İsmail gibi ödülünü almak için ağlayacak, inleyecek hıçkırıklarla feryad edeceksin. Her tavafın seni bir kez daha, biraz daha İsmailleştirecek ve oradan Hacer’in Safa ile Merve’sine fedakârlık sınıfını geçmiş olarak geleceksin.
  • Hacerce yürüyüşün adı sa’y…
    Umrenin omurgalarından biri de Safa ile Merve arasında 4 gidiş,3 geliş olmak üzere yürümektir. Bu yürüyüş bildiğiniz gibi Hz. Hacer annemizin oğlu İsmail’in feryadına dayanamayan bir annenin merhamet ve İbrahim’in emanetine sadakat dolu yürüyüşünün adıdır. Bir kadının asırlar evvel yaptığı bu asil yürüyüş bize niçin vacip olmuştur dersiniz? Rabbimizin o kadar hoşuna gitmiştir ki bu vefa dolu yürüyüş, o gün bugün hepimizi Hacerce bir yürüyüş halinde görmek ister Mevlâmız. Yani Hacer olmadan hacı-umreci olunmuyor demek ki. Sen de yeryüzünün bugünkü İsmailleri adına bir ana yüreğiyle fedakârca yürüyeceksin. Sonra traş olup sanki tüm günahlardan kurtulurcasına efendimizin o müjde dolu hadislerinden içmek için yad-ı cemil olsun diye sevre koşacaksın. Hz. Ebubekir (r.a.) Efendimizi soracaksın, “Ey dağ sahi Ebubekir senin nerelerinde gezindi de sıddık oldu” diyerek. Sadakat sınıfını orada geçeceksin, yürekleri genişleten ayetlerin indiği yere yüreğini açacaksın sınıfları bir bir geçeceksin. Oradan Hira Nur dağına akıp gideceksin, insanlığa son peygamberi hediye eden mekana koşacaksın. Rasulullâh’ı yetim ve öksüz Abdullah’ın oğlu Muhammed olarak koynuna alan nur dağının yeryüzünün en güçlü insanı Hz. Muhammed olarak Efendimizi bize hediye ettiğini düşüneceksin.
  • Bu kutsal yola iyi bir arkadaşla çıkmak…
  • Hz. Ömer’i bir umre için yolcu ederken Efendimizin “Duanda bana da yer verir misin kardeşim”, deyişinden arkadaşın ve duanın önemini öğreniyoruz. Bu yola iyi bir arkadaşla yani bizi ibadet ve taatte kamçılayacak biriyle çıkmamızı bizzat Rasulullâh Efendimiz tavsiye buyuruyorlar. Şu yaz mevsiminde planımıza mutlaka umre yolculuğunu almalıyız. Duayı duaya katarak iyilerle kervan olmak inanın bize büyük bir haz verir. Zira “umre diğer umreyle aradaki günahları siler buyuruyor” Efendimiz. Bu mekânların ziyaretçilerini “Allâh’ın misafirleri”Diye tanımlıyor Efendimiz (sav). Nasıl ki ev sahibi misafirine evinde bulunanın en iyisini ikram ederse umre için yola düşmüş bir mümine de ev sahibi olan Rabbimiz ikramların en büyüğünü vermez mi?